
Efenim günaylar herkese!...
Blog yazarken en zorlandığım kısım girişler oluyor. O yüzden kendimi bir an TRT sunucusu olarak programı açarken buluyorum :) Ama hep bu böyleydi. Yani o kompozisyonla ilgili destanlar yazabilirdim ama o girizgah beni öldürürdü....
Başlığı gördünüz, hemen atladınız değil mi? "Ay diyet yapan biri var, nasıl yapıyomuş bakalım, karataymı dukan,dukmayan mı, kilo verebilmiş mi, verememişmi?... :)
Son zamanlarda nerdeyse tüm bloglarda diyet yazıları görüyorum. 48 kilo olanda diyet yapiyor, 100 kilo olanda. Baktım baktım sonunda dedim ki bu işte bir hastalık var...
Terslik yok!
Hastalık zayıf olma hastalığı... Biz milletcene insanlara laf sokma üzerine kurulu bir sistemde yaşıyoruz bence. Birbirini uzun süreden sonra görenler selam vermeden kilolarına, üstlerine başlarına laf ediyorlar. Bakın yaşadığım bir hadisedir, evlendikten sonra memlekete gittim, çokta alakam olmayan bir ablayla karşılaştım. Beni görür görmez ilk söylediği şey, "aaa kilo almışsın". Kinder süpriz yumurtadan para çıktı sanki. Bu ne şaşkınlık, bu ne hoyratlık?
Bende aleykum selam dedim önce. "e evlilik yariyor ihi mihi" şeklinde madem kilo aldım bari sevimli görüneyimde beni affetsin triplerine girdim.
Aslında öyle çok kilom yok, hatta anneme göre "fıstık gibiyim :)" ama insanların tek odak noktaları kilolar. Gramını sayan var.
Tek bu olaya kilolular magruz kalmıyor tabi, zayıflar içinde aynı geçerli. "Ay cok zayıfsın" burun bukmeler... "Bir derdin mi var senin" altında birşey aramalar...
Tamam televizyondur,dizilerdir, reklamlardır.. Sanki herkes standart ölçülerde olmak zorundaymış gibi gösterdikleri bundan milletçe etkilendiğimiz sonuçlarına hiç girmeyeceğim. Uzun uzun sosyoloji tahlilleri gerekir gerek yok:)
Ha bir de bu kilo mevzuu sadece kadınların derdidir. Mesela genç bir erkek kolay kolay dertlenmez. En basitinden bakın şahana, ataya... Adamlarda para ver, o kiloları verecek irade de olmalı bence aylarca gunlerce film çeken insanlar bunlar. Ama vermiyorlar neden? Çünkü mahalle baskısı erkeklerde yok. Varsa da bizdeki kadar çok değil. Balkon göbeklerini sallaya sallaya dolaşan bimilyon erkek bulabilirim hem sokakta hem facebookta :) Ama neden bulayım elin heriflerini. Allah göbekleriyle mutlu yaşam versin onlara :)
Hah ne diyordum? Bizim olayımız zayıf olmak. Sağlıklı olmak değil bacılar... Bunu kabul edelim.
Hiç birimiz "bugünde brokoli yiyim, börek de ne ıyy yağlı yağlı mis gibi bırokolim var ehe" demiyoruz. Demeyiz, bizim kültürümüzde farklı bir kere... Bakın yine tahlillere girmeye başlıyorum neyse durdurdum kendimi :)
Biz sağlıklı olmak istemedikçe diyet yapmaya mahkum bir milletiz. Bunca diyet spor yapan ergenliğinden beri kilolarıyla savaşıp barışamayan biri olarak bunu gayet net söyleyebilirim. Hayatımın yarısı kilo vermekle, kilolarıyla dertlenmekle, kilo vermeye çalışmakla geçti. Çoğundada probmlemim milletin laf sokması, beğendiğim kıyafeti giyememkten yanaydı :)
Son zamanlarda tvlerde gördüğüm bir diyetisten var ayça kaya. Muhakak sizde görmüşsünüzdür. işte "30 kilo verdirdi diyet yaptırmadı" olaylar olaylar... Sanki yeni bir gezegen bulmuşcasına sevinmeler filan... Kadını dinlediğimde de söylediği şey şuydu " sağlıklı beslenmeyi öğretiyoruz, diyet yaptırmıyoruz."
Ha evet dedim işte bu. Biz bir anda yağlı ballı yerken zort diye kesiyoruz yemeyi. Minicik peynirler, kara kara ekmeklerle başladığımız diyetle mutsuz oluyoruz. Zamanla kilo veriyoruz, gaza geliyoruz, spora yazılıyoruz. İstikrar süper. Etraftan alkış alıyoruz. Sonra eşimiz dostumuz, yeter güzel kilo verdin diyolar. İstediğimiz kıyafetlerin içine girmeye başlayınca "ay evet yuuppüü verdim" diyoruz. Sonra gelsin günler, gitsin günler... Ah o günler, yaman günler!.. Yimeye başlıyoruz, önceleri "ay içim almıyo midem küçülmüş ehe diyoruz" sonraları "ayy bu negsel olmuş" a geçiyoruz. Daha sonraları "kız bu cok guzel varsa şu peçeteye koyda çocuklara götüreyim" oluyor. Tabi o sırada süresi dolmuş spor salonuna tekrar gitmiyoruz. Hedefe ulaşmışız napıcaz yani?
Sonra sizin kan ter 6 ayda verdiğiniz kilolar, 4 ayda geri geliyor. Acımalarıda yok bu gavurların. insan 1 sene bari gelmez? Geliyorlar :/
Sağlık bakanlığı obeziteye karşı savaş başlattı. Kendi çalışanlarından demetdedeoğlula alakalı bir kamu spotu hazırlamışlar. Bir de sitesi var tıklayın bakın. Kadın baya kiloluymuş. Kendi çabalarıyla vermiş. Demekki illa spor salonlarına diyetisyenlere gitmek gerekmiyormuş :) Canım babamın bir sözünü de alıntılamasam olmaz tamda burda :) Derdi ki " Kızım kilo verirkende benim paramı harcıyosun kilo alırkende! Sence de bu işte bir terslik yok mu?" e adam haklıydı beyler :)
Demet dedeoğlu porsiyonlarını kısmış ve yürümüş. Genel olarak bazı şeylere tüketmeye özen göstermiş. Ama kendisini ben diyetteyim krizine sokmamış. Ben beslenme düzenimi değiştiriyorum, bu yemeklerin hammallığını yapmayacağım diye düşünmüş. Bu düşünce onu zayıflatmış, sağlıklı bir insan yapmış, kilosunu da korumuş.
İşte altın nokta buymuş aslında. Yani sıkı diyettense beslenmemizi değiştirmek, sağlığımız için bunu yapmak böyle düşünmek ve bunu bütün bir ömre yaymak en iyisi.
Yani diyetteyim ben dedikçe zaten insanın gözünün önünden sarmalar, börekler, pastalar geçiyor oluyor bu :) Yasak ya :) Diyet yaptıkça biz kilo almaya mahkumuz. O yüzden diyet yok, kilo da yok diyorum sevgili izleyiciler... yine içimdeki trt sunucusu piyasaya çıktı.
Ben mi? Bende şuanda diyetteyim. Başlarda sıkı bir diyete başladım. "of vericem ayda 5 kilo hadi bakalım yılmak yok rocky" havasındaydım... Sonra annemlerle gezmelere gitmeye başladık. "Ankaralıları bilirsiniz mi?" diye sormak istiyorum.Ben bilmiyordum ama evlendim ve öğrendim. Ne yemeleri bitiyomuş ne içmeleri :) O sofralar ne öyle?
Ben kendimi hep tuttum Allah var, ne nefis terbiyesi oldu anlatamam. Ama insanında gardı düşüyo kendini salası, "ayy negüzel pirefüterollü pastaa" diye üstüne atlayası geliyor. Hele tatlı düşkünüyseniz benim gibi!!
Ama baktım kendime işkence ediyorum çünkü bu gezmeler bitmiyor ve herkes löpür löpür götürüyor karşımda!

"Sevgi neydi sevgi emekti, sevgi ekmekti, sevgi ekmek arası köfteydi" diye sayıklarken bulunca kendimi kendime üzüldüm. Kimse sağlıklı olalım brokoli yiyelim demiyordu. Bense küçük emrahın kızarmış tavuğa baktığı gibi etrafımda yiyen içen şen kahkahalar atan insanlara bakıyordum. Bu gidişata dur dedim. Dur nereye yolcu?

Ben kendime böyle eziyet etmeyeceğim. İstediğimden az yiyeceğim, kalori değerlerine bakacağım ve bende tercih edeceğim. Ne yemeklerin hammallığını yapacağım, ne nefsimi çok üzeceğim ne de nefsime bayram ettireceğim.
E tabi biz karnına iki taş bağlayıp gezen bir peygamberin ümmetiyiz. Yiyip yiyip yatmak çok acı. O yüzden eğer pasta börek yapmam gerekirse konu komşuya dağıtıyorum :)
Yani beslenme alışkanlığımı değiştirme yoluna gittim. 12 gün oluyor, şimdiden 2 kilo gitti bile. herhalde bunu ben 4 e tamamlarım inş. ay sonuna kadar. Evde olduğumdan evimin yakınında olan bayanlara özel b-fit spor salonuna yazıldım. Çalışanlar, edenler Demet Dedeoğlu gibi bir durak önce inip yürüsünler. Kadın başarmış sonuçta. En kötü akşamları çoluk çocuk mekik çekin evde, inanın çok faydası olur. Nolcak yani? Beren saati izlerken geçin karşısına. Hem nasıl zayıf? Sinir olup gaza gelirsiniz hehe :)
Sporun faydası da tüm vucut 2 cm incelmem oldu sanirim. Çok çabuk toparlıyo, insan kendini bir ebru şallı hissetmiyor değil!
Sonuç olarak bu mübarek cuma vakti bir nevi amme hizmetinde bulundum bence :) Yani gerçekten kendinizi üzmeyin. Hele ki yemek yemeyi benim gibi seven biriyseniz. Sadece düşünün. Zayıflamayı ne için istiyorsunuz? Neden yememelisiniz? Sonra açıp sizde kalorilere bakın. Ay hakkaten diyin ne çok yükleme yapıyormuşum bedenime... Sonra etrafınızdaki yaşlanmış kiloları yüzünden zahmet çeken insanlara bakın. Yaş geçtikçe kilo vermenin zorluğunu düşünün. Yavaş yavaş porsiyonları küçültün ve yemeklerinizi seçin. İşte sonra gelsin düzenli hayat, fit görünüm... Mango zara, oxxo hehe :)
Herkese kolaylıklar diliyorum. Rabbim kimseyi utandırmasın. Cumanız ve gazanız mübarek olsun kardeşlerim!
Sizde bana yazın :)
Sevgiler...
No comments:
Post a Comment